İliç’in ardından

İliç’in ardından

Şimdi durum şudur, siyanüre bulanmış yaklaşık 30 milyon ton kayan balçığın altında yatan 9 insanımız, kayan malzemenin çevrede yarattığı yıkım ve her an kayma olasılığı yüksek 50-60 milyon tonluk zehirli yığın.

Mehmet Torun

13 Şubat 2024 tarihinde İliç maden faciası yaşandı. Bu olayı salt bir maden kazası olarak, teknik bir olay olarak görmemek gerek. Yaşanan facia kokuşmuş, çürümüş bir cerahatin patlaması, kirli ilişkilerin ortalığa saçılmasıdır. 

Bu facia ile daha net görünen, Anadolu topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında nasıl paylaşıldığı, emperyalist iş bölümüne göre gerçekleştirilen, büyük ölçekli mülksüzleştirme ve kaynak transferi stratejisidir. Çok uluslu şirketler, devletlerin üst kademeleriyle, siyasi iktidarlarla, yerel siyasal güçlerle, yandaş sendikalarla, kendilerine yakın sivil toplum örgütleri ve sözde bilim insanlarıyla, taşeronlarla birlikte çalışarak amaçlarına ulaşır. Bu iş bölümlerini yapmadan kendi başlarına faaliyet yürütemezler.

İliç’te de benzer durum gözlenmekte. Yabancı bir maden şirketi, yanında siyasi iktidara yakın küçük ortağı bir şirket, onun altında onlarca taşeron firma. Feodal yapıdan da faydalanan bu şirketler, çalıştırdığı işçileri göstermelik sendika altında toplayarak sözde örgütlülüğü de hayata geçirmiş. Bölgede güçlü olan aşiretin ileri geleni sendika yöneticisi olmuş. Yerel bürokrasi ve siyasi güçlerle de kirli ilişkiler içinde olduğu bilinen şirket bir korku imparatorluğu kurmuş, adeta devlet gibi hareket etmiş. Tüm raporları istedikleri gibi hazırlanmış, onaylanmış. Aktif fay hattı yok sayılmış, su havzası görmezden gelinmiş. Tüm bunları yaparken kamuoyuna şirin gözükmek için çok teknik çalışıldığını, doğaya ve emeğe saygılı olunduğunu her platformda dile getirmiş. Spor kulüplerine sponsor olmuş, sosyal sorumluluk adı altında köylülere para dağıtmış, değişik sosyal aktiviteler gerçekleştirmiş. Tüm bunların toplam maliyeti kazançlarının yanında devede kulak.

Elbette bunları bizim kara kaşımız, kara gözümüz için yapmadı. Buradan büyük paralar kazanacaklarını hesaplamışlar. Yabancı şirket, İliç Çöpler Altın Madeni’yle ilgili düşüncelerini yıllar önce belirtmiş. Şirketin eski CEO’su Jan Castro 2014 yılında görevinden ayrıldığında yeni CEO Edward Dowling’in onun hakkında söylediği şu sözler, Çöpler Madeni’nin hissedarlar için niye çok kârlı bir yatırım olduğunu gösteriyordu: Alacer'ın hissedarları adına, Jan'a hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Çöpler projesini bir keşif girişiminden çıkarıp önümüzdeki 20 yıl boyunca yüksek marjlı onslar sağlayacak dünyanın en düşük maliyetli altın madenlerinden birine getirdi.

Yine, Alamos Gold CEO'su, Türkiye'deki maliyetlerin döviz kuru ve enflasyona bağlı olarak kârlı olduğunun altını çizerken, Türk işçilere de TL olarak ödeme yaptıklarını söylemiş ve işçilerin emekleriyle adeta dalga geçen CEO, “Türklerin en iyi yaptığı iş, hafriyat ve taşları bir yerden başka bir yere taşımak" demişti.

Bu söylemler birlikte değerlendirildiğinde, neden dünyanın en düşük maliyetli işletmesi olduğu belli. Burada çevre talanı ve emek sömürüsü birlikte gerçekleştirilmekte. Çevre konusunda zorunlu olan önlemleri almaktan dahi imtina edilip ve bunun maliyetinden kaçınılırken, ucuz işçi çalıştırarak emek sömürüsü üzerinden de yüksek kazanç sağlanan bir durum söz konusu. Teknik açıdan ise daha çok kazanma hırsıyla yapılmaması gereken pek çok şey yapılmış, yapılması gerekenler yapılmamış.

Elbette bunların bir bedeli olacaktı, bu bedel bize kesildi ve ne yazık ki 9 canımızı kaybettik, ciddi bir çevre felaketi yaşanmakta ki nasıl sonuçlanacağı meçhul. Tüm bunların yaşanacağı konunun uzmanlarınca biliniyordu. Uyarılar yapıldı, hukuk davaları açıldı ancak belli güçler tarafından sonuç alınması engellendi.

Şimdi durum şudur, siyanüre bulanmış yaklaşık 30 milyon ton kayan balçığın altında yatan 9 insanımız, kayan malzemenin çevrede yarattığı yıkım ve her an kayma olasılığı yüksek 50-60 milyon tonluk zehirli yığın. Böyle bir felakete hazır olmadığı anlaşılan merkezi ve yerel yönetim. Hiçbir sorumluluk üstlenmeyen eski ve yeni bakanlar. Yetkileri olmayan ancak sorumluluk yüklenen alt kadrolarda görevli tutuklanan mühendisler. İliç gibi potansiyel tehlike içeren altın işletmeleri.

Facia sonrası, şirketin faaliyeti durduruldu ve çevre izin lisansı iptal edildi. Maden Kanunu gereği, belli bir süre verilerek eksikliklerin tamamlanması istenecek. Ancak, şirketin verilecek sürede pisliğini temizlemesi olanaksız gibi. Şirket, muhtemelen ruhsatını iptal ettirerek yaptıkları yıkımın temizleme maliyetini devlete ödetmek isteyebilir. Bu konuda çok dikkatli olmak gerek, şirket yaptıklarının tüm bedelini ödemeden farklı uygulamalara gidilmemeli.

Bu arada şunu da hatırlatmakta yarar var; İliç’teki aynı şirketlerin başka bir yabancı şirketle birlikte kurdukları Artmin Madencilik, Artvin-Hod köyünde altın-gümüş-bakır üretimine başladı. Çoruh nehrinin hemen kenarında, İliç’teki maden işletilen vadiden daha dar bir alanda yapılan bu çalışma benzer felakete neden olabilir. Şirketin raporlarına göre çok zengin altın, gümüş ve bakır rezervi barındıran bu bölge birilerinin iştahını kabartıp gözünü karartmış anlaşılan. Yıkım fazla olmadan, iş işten geçmeden sahip çıkılmalı topraklarımıza.

DAHA FAZLA