'Olmak ya da olmamak'

'Olmak ya da olmamak'

Birilerinin bizi bu AKP faşizminden kurtarmasını beklemekten vazgeçip yan yana gelmeli ve hep birlikte harekete geçmeliyiz.

Emin Şentürk Suljič

AKP’nin, iktidarı boyunca sanata ve sanatçıya uyguladığı baskıyı, yasağı ve mobbingleri açık ve net gördük, yaşadık. Kültür sanat alanında çok büyük tahribat yaşandı. AKP faşizmi 21 yıldır türlü denemeler ile bunları sürdürdü. Sanatçılar hedef gösterildi. Giderek artan sansür ve baskıların sonucunda, sanat içinden çıkılamayan hale gelirken öte yandan geçmişin hafızasını silmeye çalıştılar.

Neler mi yaşandı bu süreçte? Kısaca üstünden geçip hafızamızı tazeleyelim.

Devlet kendisine bağlı tiyatrolarda, repertuvar oluşturma görevini sanat yönetmeninden alıp kendi atadığı bir bürokrata verdi.


Oyuncular; basın demeçleri, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek Şehir Tiyatroları’ndan ve çalıştıkları kurumlardan ihraç edildi.


15 Temmuz sonrası devletin ‘OHAL’ ilan etmesinin ardından birçok kurum terör örgütü ile ilişkilendirilerek ya kapatıldı ya da çalışanları açığa alınıp işten çıkartıldı.

OHAL rüzgarında, Şehir Tiyatroları önce 6 oyuncusunu kurumdan uzaklaştırdı, sonra da ‘performans düşüklüğü’ gibi sebepler göstererek 20 oyuncusunu attı.

Recep Tayyip Erdoğan, Kars’taki İnsanlık Anıtı hakkında verdiği demeçlerde heykele ‘ucube’ dedi ve anıtın yıkılmasına yönelik beyanlar verdi. İnsanlık Anıtı kısa bir süre sonra yıkıldı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi kundaklandı. Özel Yula’nın yazdığı, “Yala ama Yutma” adlı oyun, yandaş medyada hedef gösterildi. “Ahlaksız oyun” haberleri sonucunda oyun ekibi, Emniyet’ten koruma talep etti. Oyun, sadece birkaç kez yurtdışında oynanabildi. Barış Atay’ın sahnelediği “Sadece Diktatör” oyunu Kadıköy’deki tüm tiyatrolarda yasaklandı. Atatürk Kültür Merkezi önce çürümeye mahkum edildi ardından tüm itirazlara rağmen yıkıldı. Tarihi Emek Sineması yıkıldı yerine AVM yapıldı.

AKP faşizminin yarattığı vandalizme, sansüre ve baskılara daha fazla örnek vermek mümkün. Hepsi gözlerimizin önünde yaşandı. Bu sistematik baskılar karşısında sanatın ve sanatçının yalnız olmadığını göstermek için türlü direnişler gösterdik.

Bugüne geldiğimizde de sansür ve baskıların giderek arttığını ifade etmemiz yanlış olmayacaktır. Buna en yakın örnek olarak da Gülşen’in önce tutuklanması ve ev hapsine mahkum edilerek fiili konser yasağının uygulanmasını gösterebiliriz.

Ancak sanatçıların ve halkın göstermiş olduğu dayanışma neticesinde Gülşen’in ev hapsiyle dahi olsa tutukluluğuna son vermek zorunda kalmaları da aslında ortaya koyulan toplumsal baskının önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Netice itibariyle Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en halk düşmanı, kadın düşmanı, genç düşmanı, işçi düşmanı, çevre düşmanı, kültür sanat kısacası emek düşmanı iktidarı ile karşı karşıyayız. Bunları ve daha fazlasını yaşadık. Bu deneyimler gösterdi ki Türkiye’de sanatın ve sanatçının önünde artık “olmak ya da olmamak” ikilemi bulunuyor. Birilerinin bizi bu AKP faşizminden kurtarmasını beklemekten vazgeçip yan yana gelmeli ve hep birlikte harekete geçmeliyiz.

Ben “olmak” tarafında olmayı tercih ediyorum. Ancak biz olursak, beraber olursak, örgütlü olursak bu ceberut iktidarın faşizminden kurtulabiliriz.

Olmakta ısrar, olmaya davet…

Olmak ya da olmamak.

İşte bütün mesele bu.