Ölüm ile yaşam arasında sıkışılmış örnekler

Ölüm ile yaşam arasında sıkışılmış örnekler

“Kapıyorum gözlerimi” diye biten öyküler ve “açıyorum gözlerimi” cümlesiyle okuyucuyu karşılayan yeni öyküler, birbirini hiç durmaksızın kovalayan ölüm ve yaşama göz kırpıyor.

Mert Akkurt

Özgür Akarsu; ölüm ile yaşam arasında arafta kalmış insanların var olma çabalarını, farklı bir pencereden yaşama bakışını okura sunarak kendi perspektifini okuyucuyla buluşturuyor.

İnsan; içinde yaşadığı günün, dünya üzerindeki son günü olduğunu bildiğinde rahatlıyor. Kaygılanmak, neden-nasıl diye düşünmek gereksizleşiyor bir anda. O yüzden gördüğüm, hissettiğim her şey akıp gidiyor önümden. Ne müdahale ediyorum ne de onlara yön vermeye çalışıyorum. Dağları, tepeleri, ovaları aşıp kilometrelerce akan bir nehrin okyanusla buluşması gibi çamurla tuz birbirine karışıyor.”

Yazar, sunduğu bu farklı perspektifle okuyucunun kuytu köşede kalmış düşüncelerinin ortaya çıkmasını sağlayıp okuyucuyu bu düşüncelerle yüz yüze getiriyor. Öykülerinin çoğunun kahraman bakış açısıyla oluşturulmasıyla ve bu sayede sayfalar ilerledikçe farklı karakterlerle sohbet havasında ilerleyen anlatımıyla birlikte okuyucu kitabın içine dahil olup karakterlerden biri haline dönüşüyor. Ölmek isteyenlerin, ölüm ile burun buruna olanların, öldürenlerin, bir mezardaymışçasına yalnızlık çeken erkeklerin hayatlarına sayfalar arasında bir bir şahit olunuyor. Ölüm ile bu kadar haşır neşir olan karakterlerin hayatlarına dair bilgiler edinilse de isimleri öğrenilmiyor, sadece baş harflerinin bilindiği yüzeysel bir tanışıklıkla kalınıyor. İsimleri dahi bilinmeyen hayatların anılarına, yalnızlıklarına, pişmanlıklarına, hayallerine tanıklık edilirken karşımızda oturan bir arkadaş, bir dost, bir komşuymuş gibi dertleşme isteğini uyandırıyor.

“Gündüz Düşleri” adlı öyküyle başlayan yapıt, ölümün her an kapıda olabileceğini ve geçmişte yaşananlarının hepsinin bir anı niteliği taşıyıp düş olarak karşımıza çıkabileceğini ortaya koyuyor. Eskort kadın, yalnız erkekler, korktuğu rüyasını evine alan adam... Hepsinin benzer hisleri, duyguları, düşüncüleri bir örüntü halinde işleniyor kitapta. Bu örüntüde yakalanan boşluktan içeri sızan yaşama arzusu şaşırtıcı bir seviyede. Her bir kahramanın farklı yaşam öyküleri de her birinden farklı bir eser çıkartılabilecek kadar zengin. Hatta ilk öykünün kendi içinde farklı başlıklara ayrılarak oluşturulduğunu görüyoruz: “Gündüz Düşleri” adında yeni bir kitabın yazılması son derece mümkün. Son öykü olan “Yalnız ve Sıkılmış Erkek Çeşitlemeleri” adlı öykü de kendi içinde farklı başlıklara ayrılarak yalnızlık çeken, halüsinasyon gören, izlediği filmdeki karakterle kendini kıyaslayıp kıskançlık duygusu yaşayan farklı karakterlerle Özgür Akarsu’nun kalemi sayesinde gerçek yaşamda da var olabilecek insanları ayrı ayrı işlemiş. Aykırılığı, sertliği, eleştirelliği ve bu eser için en geçerli olabilecek niteliği olan gerçekçiliğiyle bu eser yeraltı edebiyatının yapı taşları arasındaki yerine göz kırpıyor.

“İnsanın kaç ölümü olur? Bir, beş, yirmi… Olası bütün hayatlarının ölümlerini bir ölümde mi yaşar? Yaşar mı dedik, pardon. Ölüm yaşanmaz. Ölüm, ancak ölerek bilinir. Yani bilinmez… Yine de tahmin edilemez mi? Olsa olsa bir yazarın işidir olası hayatların olası ölümlerini kurgulamak. Bir lunapark trenine ters binmek, bir anda omuzlarında sertçe geriye çekilmek, başının arkasına vurulup ağzındaki paslı demir tadının ne olduğunu düşünerek kaybolmak, otomatik ışığın bir anda sönmesi, bomboş bir defteri usulca kapatmak, ellerdeki mor benlerin kalbe kadar yayılması, yere düşen bir telefon ahizesi, biradan son bir yudum ya da kör edici sarı bir spot ışığının yüzümüzde patlaması… Bunların hepsi ölüm değil mi? Ölüm nedir ki?”

Kitap; ölüm kadar yaşama dair öyküleri de ustalıkla yoğururken gözlerini yeni bir güne, hayata sonuna kadar açmaktan yana. “Açıyorum Gözlerimi”, doğmaktan başka nedir ki?  

KÜNYE: Açıyorum Gözlerimi, Özgür Akarsu, NotaBene Yayıncılık, 174 Sayfa.