Şadi Erarslan

İnsan doğduğu andan itibaren sürekli bir yaşam mücadelesi içerisindedir. Erken yaşta başlayan mücadelesi ilk olarak okulda başlar. Rekabet içerisinde okumaya çalışarak bulur kendini, rekabetin ne olduğunu bilmeden kendi yaşıtlarıyla bir rekabet içerisinde olur. Eğitim hayatının bitmesi ile beraber iş hayatına giren insanlar tam olarak burada daha fazla rekabet içine girer. Yalnız bu rekabet artık hayatta kalma mücadelesidir. Daha iyi olanı iş yerinde olduğu gibi hayatta da daima bir adım öndedir. Çalışırken bütün hayatınız bununla sınırlı kalır, buradaki ilişkileriniz hayatınızın geri kalanını belirler. Hayatınız bir yerden sonra sadece yaptığınız iş ile sınırlı kalır. Hayatın bu şekilde ilerlemesiyle beraber insan kendisine yabancılaşır. Arzu ve isteklerini bir kenara bırakır, başkalarının arzuları için çalışmaya başlar. Bununla beraber artık kendisi için değil, başkaları için yaşamaya başlayacaktır. İnsanın hayatını komple değiştirecek olan iş ilişkileri sadece çalıştığı yerle sınırlı kalmayacak, tüm hayatını etkileyecektir. İnsanların bu şekilde kendilerine vakit ayırmak yerine bu gibi şeylerle uğraşması insana sosyal hayatta nasıl davranması gerektiğini unutturur. Öyle ki duygusal ilişkilerde bile iş yerinde yapılan hesaplamalarla hayatına ayar çekmesi gerekecektir. Bu hesaplamalar iyi yapılmak zorundadır. Yapılan en küçük hata geleceğe dair büyük sıkıntılar yaratabilir. Bu hatalar iş yerlerinde olduğu gibidir. İş hayatı ile sosyal hayat birbirine karışır. Bu da işi daha zor hale getirecek ve daha titiz davranmamızı sağlayacaktır.

Her ilişki ilmek ilmek dokunmalı, her iş büyük bir titizlikle yapılmalıdır. Yapacağımız en ufak hata bütün geleceğimizi belirleyebilir. Bu yanlış; yanlış bir zamanda yanlış kişiye duyulan aşk ya da inanılmaması gereken bir inançtır. Tüm bunlar geleceğimizi belirler ve işin içinden çıkılmaz hale getirebilir her şeyi. Çoğu zaman yaptığımız her şeyin doğru olduğunu düşünürüz çünkü doğru davranışlarda bulunduğumuza dair kendimizi buna inandırmaya çalışırız.

“Bugün biliyorum ki insanlar belirsizlikten besleniyor: kararsızlıklar, küçük zalimlikler eğlencenin bir parçası; uygulanan baskılar, güç dayatmaları, istikrarsızlık; kusurluluk, leke; bazen zevki artıran o acı. Bizi parçalara ayıran bir mekanizma hayal ediyoruz, bir insan mekanizması: bir beden, bir akıl. Bizi gözlemleyen, aynı zamanda kendisini de gözlemlemeye açık bırakan bir insan. Bir ilişki.”

Giulia finans merkezinde çalışan otuz iki yaşında bir kadındır. Üniversite yıllarında kendisinden yaşça büyük, evli olan Michele’e duyduğu takıntılı aşkı ve bunun verdiği acı ile yaşamaya çalışır. Finans piyasaları karışık ve içinden çıkılmaz, kendine has bir yapısı olduğundan kaynaklı hayli zaman isteyen bir sektördür. Sektörün karşılıklığı aynı zamanda insani ilişkileri de etkiler, burada insanların kaderi de finans dünyasında olduğu gibi bir iki rakama bağlıdır. Michele duyduğu aşk üzerinden yıllar geçmiş olsa da Giulia’nın takıntılı bir durumu vardır. Bu şekilde yaşamaya çalışır ama geçmiş onun peşini bırakmaz. Sürekli bu şekilde var olmaya çalışır. Çalıştığı sektörde para işleri ne kadar iyi olsa da zaman hayli kısıtlıdır. Bu da onun kendine zaman ayırmasını, kendi var olma çabasını engelleyecek, iki arada bir derede yaşamaya zorlayacaktır onu. Bu düşünce bile Giulia’nın kendisine yabancılaşmasının önünü açacaktır.

Günümüz piyasasında insani duyguların karışıklığını, bir kadının takıntılı aşkını sade ve farklı bir bakış açısıyla sunan Sadakat, çağımızın insan ilişkilerine farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak bir roman. Geçtiğimiz haftalarda Kafka Yayınevinden, Bengi Oya’nın çevirisiyle raflarda yerini aldı. 

Künye: Sadakat, Letızıa Pezzalı, Çev. Bengi Oya, Kafka Yayınları, 2019, 195 Sayfa.